
Yeni bir mim… Sevgili Biraz’dan geldi. Konumuz çocukluk anıları yani en keyifli zamanlar… Yazarken ve anımsarken keyif aldım. Bu bahane ile eski fotoğraflara da baktım. Ve anlatmaya en başından başladım.
Erkek çocuktan yana şanslı bir aileye gelen ilk kız çocuktum. Bu zaman zaman hoşuma gitse de haliyle zor tarafları da oldu. Küçüklüğümde evdeki bir biblodan farkım yoktu. Giydirilip süslenip gezdirilen, oyuncakları ile oynayıp sesini çıkarmayan, yaramazlık nedir bilmeyen, sokağı bırak bahçeye bile çıkamayan, “aman kızım düşersin… aman kızım yanarsın… aman kızım…” cümlelerinin eksik olmadığı bir evde süs bebektim. Sonra bir gün kardeşim olacağını öğrendim. Doğduğu günse dün gibi aklımda…
Kardeşin geliyor, hastane gidiyoruz dediklerinde, sahip olduğum bütün bebekleri arabanın arka koltuğuna özenle yerleştirdim. Artık gitmeye hazırdım. Osman Amca araya girdi. Kendisi annemin doktoru olur. Hastaneye bebek almazlarmış, ama benim için bir ayrıcalık yapacaklarmış, uslu durmam şartıyla bir tanesini götürebilirmişim. Küçüktüm, saftım, inandım. En sevdiğimi seçtim Kezban’ı …
Hastanede “kız kardeş mi erkek kardeş mi istersin?” diye sordular. Hiç düşünmeden “erkek” dedim. Yine Osman Amca araya girdi “hastaneye geç kaldık erkek bebek kalmadıysa kız alırız artık” dedi. Her söylenene inanacak kadar saf olsam da, bir o kadar da inatçıydım. “Ben erkek bebek gelene kadar beklerim” dediğimde hepsi gülmüştü, anlamamıştım.
Eve kanlı canlı erkek bebeğimle birlikte döndüm. Artık evciliklerin daha keyifli olacağından emindim. Kurallar basitti, ağlıyorsa ya karnı acıkmıştı ya da altını kirletmişti. Başında sabırla uyanmasını beklediğim bir gün, ağladı. Karnı acıktı sandım, kurabiyemden verdim. Meğer bebekler kurabiye yemezmiş annem kızınca öğrendim. Sanırım, ben evde ayaklı bir tehlike olmaya başlayınca dışarı çıkmak için yeterince büyüdüğüme karar verdiler. Böylece bahçe ile tanıştım ve ardından sokaklarla…
Bir zamanlar uslu ve cici kız olan ben, artık haytalığa terfi etmiştim. Seksekte üstüme yoktu, ip atlarken beşleri geçemedim. Zeytin savaşında rakip tanımazdım. Yakar topta hep ıskaladım. Çikolatanın fıstıklısını, balonun tavşanını sevdim. Babamın işyerine gideceğim günler bayram ettim. En çok o dönen koltuğa oturup, facitin tuşlarına basarken kendimi büyük hissettim.
Masalları hep sevdim. Kendim okumayı öğrenene kadar gündüz babaannemden, uyurken kasetten dinledim. Öğrendiklerimi kardeşime anlattım, tepki vermeyince bozulup küstüm. Saklamaktan ve saklanmaktan hep keyif aldım. Belki de bu yüzden evin bahçesine pek çok çikolata ve şeker gömdüm. Bundan aldığımız ilhamla arkadaşım Esra ile birlikte sirke gitmek için biriktirdiğimiz harçlıklarımızı özenle paketleyip bahçeye gömmüştük. Her gün 10lira… Yaz gelip sirk geldiğinde bizim paraların yerinde yeller esiyordu. Ama biz yine de sirke gittik. Çocuk olmanın avantajı bu olsa gerek, hata yapsan da sonuçlarını iyiye çeviren koruyucu meleklerinin olması…
Bir kere evden kaçtım. Kardeşimin elinden tutup babamın işyerine gittim. Annem kızdı, “üzgünüm anne, canımız gazoz istemişti” dedim. Bir kere okuldan kaçtım. Arkadaşlarımı toplayıp babaanneme gittim. Babam kızdı, “üzgünüm baba, zaten ders yoktu aşı yapıyorlardı” dedim.
Son olarak, yıllardır içimde kalan küçük bir itiraf… Canım annem, kolumu sandalyeden düşüp kırmamıştım. Kızlara karşı erkekler maç yapıyorduk, kaledeydim. İşte o zaman… Ama gol yemedim:) Kızarsın diye korktum, söyleyemedim.
Ve küçük bir tehdit… Onurcum bunu anneme okutursan kafanı kırarım, benden söylemesi…
İtirafımı da yaptığıma göre sussam iyi olacak sanki… Ama susmadan önce Biraz’a teşekkürlerimi gönderiyorum. Ve bu mimi bu aralar farklı şeyler düşünüp anımsamasının ona keyif vereceğini düşündüğüm Evren’e paslıyorum. Tabii, kabul ederse ve kendini ne zaman iyi hissederse…
Erkek çocuktan yana şanslı bir aileye gelen ilk kız çocuktum. Bu zaman zaman hoşuma gitse de haliyle zor tarafları da oldu. Küçüklüğümde evdeki bir biblodan farkım yoktu. Giydirilip süslenip gezdirilen, oyuncakları ile oynayıp sesini çıkarmayan, yaramazlık nedir bilmeyen, sokağı bırak bahçeye bile çıkamayan, “aman kızım düşersin… aman kızım yanarsın… aman kızım…” cümlelerinin eksik olmadığı bir evde süs bebektim. Sonra bir gün kardeşim olacağını öğrendim. Doğduğu günse dün gibi aklımda…
Kardeşin geliyor, hastane gidiyoruz dediklerinde, sahip olduğum bütün bebekleri arabanın arka koltuğuna özenle yerleştirdim. Artık gitmeye hazırdım. Osman Amca araya girdi. Kendisi annemin doktoru olur. Hastaneye bebek almazlarmış, ama benim için bir ayrıcalık yapacaklarmış, uslu durmam şartıyla bir tanesini götürebilirmişim. Küçüktüm, saftım, inandım. En sevdiğimi seçtim Kezban’ı …
Hastanede “kız kardeş mi erkek kardeş mi istersin?” diye sordular. Hiç düşünmeden “erkek” dedim. Yine Osman Amca araya girdi “hastaneye geç kaldık erkek bebek kalmadıysa kız alırız artık” dedi. Her söylenene inanacak kadar saf olsam da, bir o kadar da inatçıydım. “Ben erkek bebek gelene kadar beklerim” dediğimde hepsi gülmüştü, anlamamıştım.
Eve kanlı canlı erkek bebeğimle birlikte döndüm. Artık evciliklerin daha keyifli olacağından emindim. Kurallar basitti, ağlıyorsa ya karnı acıkmıştı ya da altını kirletmişti. Başında sabırla uyanmasını beklediğim bir gün, ağladı. Karnı acıktı sandım, kurabiyemden verdim. Meğer bebekler kurabiye yemezmiş annem kızınca öğrendim. Sanırım, ben evde ayaklı bir tehlike olmaya başlayınca dışarı çıkmak için yeterince büyüdüğüme karar verdiler. Böylece bahçe ile tanıştım ve ardından sokaklarla…
Bir zamanlar uslu ve cici kız olan ben, artık haytalığa terfi etmiştim. Seksekte üstüme yoktu, ip atlarken beşleri geçemedim. Zeytin savaşında rakip tanımazdım. Yakar topta hep ıskaladım. Çikolatanın fıstıklısını, balonun tavşanını sevdim. Babamın işyerine gideceğim günler bayram ettim. En çok o dönen koltuğa oturup, facitin tuşlarına basarken kendimi büyük hissettim.
Masalları hep sevdim. Kendim okumayı öğrenene kadar gündüz babaannemden, uyurken kasetten dinledim. Öğrendiklerimi kardeşime anlattım, tepki vermeyince bozulup küstüm. Saklamaktan ve saklanmaktan hep keyif aldım. Belki de bu yüzden evin bahçesine pek çok çikolata ve şeker gömdüm. Bundan aldığımız ilhamla arkadaşım Esra ile birlikte sirke gitmek için biriktirdiğimiz harçlıklarımızı özenle paketleyip bahçeye gömmüştük. Her gün 10lira… Yaz gelip sirk geldiğinde bizim paraların yerinde yeller esiyordu. Ama biz yine de sirke gittik. Çocuk olmanın avantajı bu olsa gerek, hata yapsan da sonuçlarını iyiye çeviren koruyucu meleklerinin olması…
Bir kere evden kaçtım. Kardeşimin elinden tutup babamın işyerine gittim. Annem kızdı, “üzgünüm anne, canımız gazoz istemişti” dedim. Bir kere okuldan kaçtım. Arkadaşlarımı toplayıp babaanneme gittim. Babam kızdı, “üzgünüm baba, zaten ders yoktu aşı yapıyorlardı” dedim.
Son olarak, yıllardır içimde kalan küçük bir itiraf… Canım annem, kolumu sandalyeden düşüp kırmamıştım. Kızlara karşı erkekler maç yapıyorduk, kaledeydim. İşte o zaman… Ama gol yemedim:) Kızarsın diye korktum, söyleyemedim.
Ve küçük bir tehdit… Onurcum bunu anneme okutursan kafanı kırarım, benden söylemesi…
İtirafımı da yaptığıma göre sussam iyi olacak sanki… Ama susmadan önce Biraz’a teşekkürlerimi gönderiyorum. Ve bu mimi bu aralar farklı şeyler düşünüp anımsamasının ona keyif vereceğini düşündüğüm Evren’e paslıyorum. Tabii, kabul ederse ve kendini ne zaman iyi hissederse…






21 yorum:
Aldım koydum bile cebime... Ama biraz zaman... Biliyorsun. Çok keyifle okudum... İlk çocuktum ben de ve eve ağlayarak gelmiştim kardeş istiyorum diye...Am erkek olsun diye :)
Hemen de anlatmaya başladım ne meraklıymışım di mi?
biliyorum Evren, zaten dedim ya ne zaman canın isterse.. bir de senden okuyalım erkek kardeş hikayesi:)
yahu ne güzel hatıralarınız var. Abla olmanın veya abi farkı bu mu acep. Özendim hem de çok, en fazlada aile denen o mis kokuyu içime çektim. Hay beyninize sağlık çok güzeldi yahu.
teşekkür ederim Kaptanzade,itiraf ediyorum yazarken bende çok eğlendim. abla olmanın farkı benim için bu aslında, çok istemiştim ve iyi ki doğdu diyorum. hala bazen takılırım benim sayemde dünyaya geldin diye:))
Eglenceli olacagina inanarak gonderdigim mimi keyifle okumak pek bir hosuma gitti. Kalemine saglik sevgili Nily.
Malesef ben tek cocuğuyum ailemin, bunun değişmesi de imkansız, o nedenle yazınızı hem çok beğendim hemde biraz kıskandım.
bende derim kardeşime, nefes alıyorsan şu dünyada ben seni çokkkkk istedim diye...
Çok güzeldi Nily'ciğim.
Demek beklerdin erkek bebek gelene kadar ha:)Çocuk saflığı bu işte.
Sevgilerimle...
Tam bir ablalık örneği olmuş bu :)) ne güzel yaa
@Biraz; teşekkürler :) ben yazarken çok eğlendim. aklıma bir sürü eski hikaye geldi. hatta kafamda sansür bile uyguladım:))
@Malikocas; tek çocuk olmanın keyfi de ayrıdır eminim..ama ben yalnızken hayatım çok zevkli değildi açıkçası:)
@Evren; :))işte muhteşem bir ablalık örneği daha:))
@Efsa; biraz cadı bir abla profili çizdim ama her zaman öyle değilim aslında, aradaaaa sıradaaaa:))
@Özlem; ama çok kendimden emindim yaa, güldükleri zamanda bozulmuştum:)) saflık işte.. nereden geleni bekleyeceksem artık:))
çok keyifli bu çocukluk anıları çok. bu arada sen ne güzel bişiymişsin öyle fotoğraftaki kırıtmaya da bak vallahi yerdim seni ben o zamanlar :))
yiyemezdin ki:))
boyun yetmezdi ki :)))
Demek erkek sipariş verdin ha :))) Çok hoş yahu. Ama ben en çok itirafa bayıldım.Ben onca sene anneme itiraf etmeden duramazdım içimde kalırdı :) Ben de erkeklerle futbol oynayan kızlardandım. Ve kızlarla arkadaşlık yapmaktan pek hoşlanmazdım.Çok nazlı, mızmız ve dedikoducu olduklarından hep erkekleri tercih ederdim :)
ne demişler Mavi, isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü :)) araya zaman girince kaynadı gitti itiraf.. benim şaşırdığım şimdiye kadar ortaya çıkmamış olması. ne zaman annemden bir şey saklasam hep ortaya çıkmıştı hem de en gereksiz zamanlarda:))
yüreğine sağlık canım yazın beni etkiledi çünki şansım olsaydı erkek kardeşim olsun istemişimdir hep ama ben son kızım annemin başka çocuğu olmadı artık:)sevgiler
Sevgili Fatı, önemli olan paylaştıklarımız kız erkek çok önemli değil..o hallerimse çocukluk:) aslında bana kalsa bir de ablam olsun isterdim. iyi kötü her şeyi anlatabileceğim, yaşadıklarımın pek çoğunu önceden yaşamış beni dinleyip akıl verecek bir abla.. sende ona sahipsin ne güzel..
İtiraf bombaymış. Çocukluk günleri bir başka. Keşke hep çocuk kalsak, hiç büyümesek.
hep çocuk kalmak pek mümkün görünmüyor Özgür Rüya, ama içimizdeki çocuğu hep canlı tutmak mümkün:)
Canlı tutmak lazım içimdeki çocuğu. Ancak o bize hayatın göremediğimiz renklerini görmemizi sağlar. Saflığın ve temizliğin hala var olduğunu ancak o bize hissettirebilir.
Yorum Gönder